AnaSayfa / Kahkaha ustası kendini anlatıyor

Paylaş

Kahkaha ustası kendini anlatıyor

<!–

–>

Tanışıklığımız otuz yılı geçiyor. Bu süre içinde akademik ortamlarda ve sanat etkinliklerinde -‘merhaba’larımızın arası soğumaksızın- birlikte olduk. 2005’te Boğaziçi Üniversitesi’nde kendisinden habersiz olarak düzenlenen ve hayranı olduğu Shakespeare üstüne odaklanan Oya Başak Konferansı’nda ise hem evinde hem de –yine evi olan- Üniversite’nin yerleşkesinde unutulmaz birkaç gün geçirmiştik. Öğrencilerinin ‘anlatılmaz, yaşanır’ diye tanımladıkları, 22 yıl boyunca Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nün başkanlığını yapmış olan Profesör Dr. Oya Başak’ın öyküsünü İzzeddin Çalışlar kitaplaştırmış.

‘Oya Başak: Kahkahanın Derinliği’ başlığını taşıyan metin Remzi Kitabevi’nden yeni çıktı. Çalışlar’ın hüneri, her koşulda ve her ortamda atabildiği -‘kendine özgü’- kahkahasıyla ünlü olan bu renkli akademisyeni, sanki kendi sesiyle konuşuyormuşçasına anlatmasında belirginleşiyor. Bu kitap bir özyaşam anlatısı değil. Deneme tadında bölümlerin, anekdotlarla harmanlandığı bir tür yaşam çözümlemesi. Başak, High School ve Arnavutköy Koleji’nden sonra, İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda lisans derecesini ABD’de tamamlamış. Önce tiyatrocu olmaya sevdalıymış, sonra rastlantılar onu insanbilimciliğe (humanities) yönlendirmiş. Yüksek lisans ve doktora derecelerini ABD’de aldıktan ve ilk eğitmenlik deneyimini aynı ülkede ve ülkemizde kazandıktan sonra, 1971’de açılan Boğaziçi Üniversitesi’nde, bütün bölümlere zorunlu ‘Humanities’ dersinin kurucularından olmuş. Elli yılı aşan öğreticilik süreci onu, kendi deyişiyle, ‘Acaba daha çok işe yarar biri olabilir miydim?’ sorusuna yönlendirmiş.

Çalışlar’ın kitabı, Oya Başak’ın bu soruya yanıt arayışındaki düşünsel serüveni de dillendiriyor. Kitap, Başak’ın kendisini yetiştiren –ona ‘öğrenmeyi ve öğretmeyi’ öğreten- hocalarına saygı duruşunda bulunduğu bir bölümle başlayıp, kendi öğrencilerinin ona karşı olan duygu ve düşüncelerini dile getirdikleri bölümle sonlandırılıyor. Aradaki bölümlerde ise bir insanbilimcinin kendini yetiştirmesine ilişkin ipuçlarının sergilendiği, yer yer ciddi ve düşündürücü, yer yer de -özellikle ‘dalgın profesör’ gülünçlemelerinin yer aldığı- ‘şakacı’ kesitlerden oluşuyor. Başak, her aşamada alçakgönüllü ve içtenlikli… Başak, dünyaya, topluma, insana, sanata bakış açısını öncelikle okumayla, kültür ve sanatın her alanına izleyici olarak katılma tutkusuyla, sonra da bıkıp usanmadan gezip görmekle oluşturduğunu söylüyor.

[Haber görseli]Geçirdiği bir hastalıktan sonra baston kullanmaya başlamış olsa da, ne gençlik yıllarındaki zerafetini, ne de yaşama coşkusunu yitirmiş bir kadın var karşınızda. Müzikten tiyatroya, resimden sinemaya tüm sanatların izleyicisi olarak, yolculuk tutkusuyla, en hoşu da kahkahasıyla dünyayı kucaklayan, ‘dışa dönük’ yaklaşımını sürdürüyor. Başak, meslek yaşamı boyunca derse girip çıkmış, yayın yapmış bir üniversite hocası olmanın ötesinde bir kişilik sergiler.

Toplumsal zekâsı tavan yapmış bir ilişkiler ustasıdır. 22 yıl yöneticilik yaptığı Üniversite’sinde çeşitli kültür-sanat etkinliklerinin kurumlaşmasında birinci elden rol oynamış, parasal kaynakları ülke düzeyinde zorlayarak, öğrenci bursları, ek binalar gibi eğitim alanının vazgeçilmezlerini sağlamış, sivil toplum kuruluşlarında aldığı görevlerle ve üniversite ile toplum arasında sağladığı alışverişle de öne çıkmıştır. Bir yandan düzenlediği bilimsel toplantılarla, çalıştığı kurumu geliştirme yönündeki çabalarıyla, bir yandan kültür ve sanata olan katkılarıyla sıradan bir öğretim üyesinin sınırlarını aşan bu –üç çocuk annesi- Cumhuriyet kızı, hem Shakespeare’in dizelerinde duyarlığının doruk noktalarında dolaşırken, hem de çevrelerindeki güzellikleri göremeyen öğrencilerini, erguvanların Boğaz’ı mora boyadığı bahar günlerinde doğanın güzelliklerine salıveren kişidir… Çalışlar, Başak’ı işte böyle canlandırıyor.

Paylaş

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş