AnaSayfa / Fransa’da aşırı merkez zamanı

Paylaş

Fransa’da aşırı merkez zamanı

<!–

–>

Fransa’da korkulan olmadı. Korkulan, aşırı sağın lideri Marine Le Pen’in cumhurbaşkanı seçilmesi değildi. Aşırı merkezin adayı Macron’la arasındaki oy farkının çok az olmasıydı. 7 Mayıs’ta Macron geçerli oyların yüzde 66’sını alarak Fransız 5. Cumhuriyeti’nin sekizinci cumhurbaşkanı seçilirken Le Pen’den iki misli fazla oy almayı başardı. Seçim gecesi, Milli Cephe partisinin sözcüleri, partilerinin bugüne kadar elde ettiği en yüksek oy seviyesini büyük bir başarı, liderlerinin yüzde 40 oy oranına ulaşamamasını başarısızlık olarak niteliyorlardı.
Şurası ürkütücü bir gerçek: Fransa’da aşırı sağ parti, kayıtlı 48 milyon seçmenin beşte birinden biraz fazlasının oyunu alabiliyor. 1970’lerde aldığı oy yüzde 1’in altında olan bu parti, artık Fransa siyasal alanının belli başlı dört siyasal grubundan birini oluşturuyor. Şimdilik iktidar olma şansı yok. Ama tam da Macron türü siyasetçilerin önümüzdeki beş yıl içinde başarısız kalması durumunda, iktidara gelme ihtimali var. Marine Le Pen seçimi kaybettiği akşam yaptığı konuşmada, önümüzdeki günlerde partisinin kimlik değiştireceğini ilan etti. Büyük ihtimalle geleneksel sağdan gelecek desteklere daha açık, partinin kurucusu olan babası ve onun kuşağının sırtındaki antisemit, açık ırkçı ve Nazi sempatizanı kamburlarından kurtulmuş, daha “mazbut” bir sağ popülist parti olma adımlarını atacak.
Fransa’nın yeni ve Napolyon Bonapart’tan beri en genç cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron’un siyasal manevra alanını bir ay sonra yapılacak milletvekilleri seçimleri belirleyecek. Kurduğu yeni siyasal hareketin dar bölgeli, iki turlu seçimde mecliste çoğunluğu kazanması zor. Dolayısıyla geleneksel sağ parti ve solun meclisteki göreli gücü, Macron’un oluşturacağı koalisyonun ağırlık merkezinin hangi yanda olduğunu belirleyecek.
Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde dikkat çeken bir gelişme, 2002’de baba Le Pen’in beklenmedik bir şekilde ikinci tura kalması sonrası oluşan, aşırı sağ karşıtı güçlü Cumhuriyetçi Cephe’nin, bu sefer çok daha cılız kalmış olmasıydı. Üç milyon boş ve bir milyon geçersiz oyun büyük bölümü, “Ne Le Pen ne Macron” diyen seçmenlere ait. Aynı nedenle ikinci turda yüzde 74.5 olan katılım, Fransa’da ilk kez cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turundan daha düşük (üç puan) oldu. Boş ve geçersiz oy ve olağan oranı aşan eksik katılım, kayıtlı seçmenlerin takriben yüzde 15’ine tekabül ediyor. Milletvekili seçimlerinin sonucunu bu seçmen grubunun davranışı da belirleyecek. Bir diğer belirleyici etmen, sağında Macron, solunda Melenchon lehine büyük bir seçmen kaybına uğrayan Sosyalist Parti’nin milletvekili seçimlerinde alacağı sonuç olacak.
Cumhurbaşkanlığı seçimi Fransa’da kuzeybatı-güneydoğu hattının böldüğü iki Fransa’yı iyice ortaya çıkardı. Bu hattın sağında aşırı sağ önde. Solunda ise ya geleneksel sağ ve merkez ya da sol. Bunun yanında, büyük kent merkezleri ve çevrelerinde aşırı sağ Fransa ortalamasının çok altında kalıyor. Buna karşılık taşra kasabalarında ve bir tür iktisadi-sosyal tecrit konumunda yaşayan kırsal bölgelerde aşırı sağ büyük ara önde geliyor.
Avrupa’da aşırı veya popülist sağın siyasal alana iyice yerleşmesinin nedenleri konusunda yapılan araştırmalar da çoğalıyor. Bunlardan sonuncusunu, Oxford Economics adlı kuruluş 4 Mayıs’ta yayımladı. 25 ülkede yapılan araştırma, aşırı sağın yükselişi ve kalıcılaşmasında iktisadi sorunların yarattığı stresten çok, araştırmacıların “kültürel stres” olarak tanımladıkları olguların belirleyici olduğunu gösteriyor. İktisadi sorunların baskın olmadığı İskandinav ülkeleri veya Avusturya’da aşırı sağın güçlü varlığının yanında, büyük iktisadi sorunlarla boğuşan Portekiz ve İspanya’da aşırı sağın hemen hiç boy göstermemesi dikkat çekiyor. Araştırmada, göçmenlere karşı hissedilen kültürel tepki, AB’ye karşı düşmanlık ve terörizm karşısında duyulan korku gibi etmenlerin sağ popülist hareketlerin daha fazla beslendikleri sorunlar olduklarını gösteriyor. Bu etmenlere, küresel sistem içinde hareket etme, kendine yer edinme donanımına sahip kesimlerle, bu donanıma sahip olamayanlar arasında giderek artan uçurumu ilave etmek gerekiyor. Kaybedenler konumunda olan “donanımsızlar”ın diğerlerine duydukları hınç, genel bir elit nefretine dönüşerek, kendini büyük ölçüde sağ popülizmde, daha sınırlı biçimde sol popülizmde ifade ediyor. Buna karşılık, “donanımlılar”ın diğerlerine karşı sergilediği üsttenci tavır, kullandıkları aşağılayıcı sıfatlar da karşılıklı hınç ve korkuyu katlayarak arttırıyor.
Fransa’da bu kutuplaşmanın en belirgin figürlerinden biri olan bir şahsiyetin, Emmanuel Macron’un yönetimin başına gelmesi, bu hınç ve korkuları daha fazla tetikleyecek mi yoksa yeni bir uzlaşıda yumuşatacak mı, göreceğiz.

Paylaş

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş