AnaSayfa / Bütünüyle çökmüş bir dava

Paylaş

Bütünüyle çökmüş bir dava

<!–

–>

AKP ve Gülen cemaatinin yakın işbirliğinin doruk noktasını oluşturan 2010 HSYK seçimlerinden beri yargı hallaç pamuğu gibi atılıyor. Yapılan temizlik, karşı-temizlik ve yeniden temizlik operasyonlarıyla yargı serseme dönmüş durumda ve artık neredeyse doğrudan iktidar tarafından yönlendiriliyor. Yargı mensuplarının işi zor. Siyasi iradenin talep ettiğini yapmamak hemen FETÖ şüphesini üzerine çekmek demek. Talep edileni yapmak için ise, yürürlükteki yasalarda olmayan suçlar icat etmek, varsayımlara ciddi delil muamelesi yapmak, soruşturma usulsüzlüklerine göz yummak, vs… gerekiyor. Hâkim ve savcıların çoğunun bunları yaparken sıkıldıklarını, ortaya çıkan iddianamelerin çoğunun ve dayandıkları belgelerin yasak savma kabilinden yapılmış olması gösteriyor.
Cumhuriyet çalışanlarına açılan dava, yürürlükteki yasalara göre suç isnat edilmesi mümkün olmayan gerekçelerle, siyasal iradenin emriyle açılmış davalara örnek teşkil ediyor. Bunun böyle olduğunu, arkadaşlarımıza gözaltına alındıkları sırada yöneltilen sorulardan biliyorduk. Aylar sonra savcılık iddianamesi açıklanınca, AKP’ye yakın hukukçu ve gazetecilerin bir kısmı bile, içinin hukuken bomboş olduğunu kabul etmişlerdi. Terör örgütü/örgütleriyle ilişkili olmak suçlamasına dayanak teşkil edecek dişe dokunur bir delil kırıntısı ortada yoktu. Diğer taraftan, gazetenin yayın politikasının değişmiş olduğu iddiasına dayandırılan suçlama, eğer ciddiye alınırsa, Türkiye’de ceza yargısının kendi yetki alanında kesinlikle olmayan işlere karıştığının, yetki gaspında bulunduğunun kanıtı olabilirdi sadece.
Ceza yargısının bir basın-yayın kuruluşunun yayın politikasının değişip değişmediğini sorgulama yetkisini kendinde görmesi, söz konusu olanın bir siyasal hesap sorma, bir siyasal bastırma ve sindirme operasyonu olduğunun açık kanıtıydı. Hukuk devletinin ortadan tamamen kalktığının, despotluğun yürürlükte olduğunun yeni bir göstergesi olmaktan başka anlamı yoktu. Gazetenin yayın politikasının değişip değişmediği konusu, gazete içinde ve okurları arasında tartışılan, hem evet hem hayır yanıtlarının olduğu, sadece onları ilgilendiren, mahkemeyi zerre kadar ilgilendirmemesi gereken bir konudur.
Tanıkların dinlendiği dünkü duruşmada, iddianame artık bütünüyle çöktü. Önceki duruşmada tutuklu veya serbest yargılanan bütün arkadaşlarımız iddianamedeki suçlamaları çok sağlam dayanaklarla çürüten savunmalar yapmışlardı. Dünkü duruşmada, bir ağır ceza davasında, iddia makamının gösterdiği tanıklara mahkeme heyetinin yönelttiği neredeyse yegâne sorunun gazetenin yayın politikası değişikliği iddiası hakkında olması, açılan davanın niteliğini olabilecek en açık biçimde gösteriyordu. Bu dava siyasaldır, iktidarın siyasal hesap sorma, hem gazeteye hem de halen kapatılmamış olan başka medya kuruluşlarına gözdağı verme davasıdır diye bas bas bağırıyordu bu soru her sorulduğunda.
İlginç olan, dün mahkemede dinlenen tanıkların ezici çoğunluğunun orada tanık olarak bulunmaktan rahatsız olduklarını göstermeye çalışmalarıydı. Davanın iflas etmiş olduğunun başka bir anlamlı göstergesiydi bu.Gerçekten de, gazetenin sahibi olan vakfın yönetim kurulunun bir eski üyesinin gazeteyi beğenmemeye başlaması, artık okumayı bırakması mahkeme heyetinin karar almasına nasıl yardımcı olabilir? İnsan, mahkeme başkanının o tanığa, “Peki, şimdi beğendiniz, okuduğunuz gazete hangisi” diye sormasını bekliyor. Veya vakıf yönetim kurulu seçiminde, usulle ilgili bir ihtilaf nasıl ağır ceza mahkemesi duruşmasının ana konusu haline gelebiliyor? Bu ihtilafla ilgili devam eden bir hukuk davası zaten var. Bu soruların yanıtlarını biliyoruz, ama bıkıp usanmadan sormaya devam etmek gerekiyor. B
u yazı gazeteye yollandığı sırada, duruşmanın dünkü oturumu sona ermemişti. Tutukluluğu devam eden beş arkadaşımızın bu duruşmada tahliye edilmeleri, son derece gecikmiş bir karar olacaktır.

Paylaş

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş