Etkinlik

  • tahtaPod.com bir güncelleme yayınladı 4 hafta önce

    TÜRK DEVRİMİNİN DÜŞÜNSEL MİRASI

    ”Padişahın saltanatına karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ayaklanan Türk milleti, Mahmud Esad Bozkurt’un ifadesiyle bir “Anadolu İhtilali” gerçekleştirmiştir.”

    İnsanlık, ilkel toplum yapısından modern toplum yapısına ulaştığı süreçteki gelişimini gerçekleştirdiği büyük, ilerici atılımlara borçludur. İngiliz Şanlı Devrimi, Amerikan Bağımsızlık Savaşı, Fransız Devrimi, Bolşevik Devrimi, Çin Devrimi, Hindistan, Cezayir, Tunus ve diğer 20. Yüzyıl Bağımsızlık Mücadeleleri hepsi dünyanın farklı coğrafyalarında, birbirine bağımlı veya tamamen özgün koşullarda gerçekleşen önemli atılımlardır. Hepsini tetikleyen sosyo-ekonomik ve düşünsel koşullar, ayrı ayrı incelemeyi gerektirecek kadar yoğun ve geniş çaplıdır. Bu yazının yazılış amacı, Türk Devrimi’nin bu tarihsel mirastaki yerini konumlandırmak, onun bağımlı ve özgün koşullarını belirterek beslendiği düşünsel mirası vurgulamaktır.

    Türk Devrimini incelemeden önce gerçekleştiği dönemin Osmanlı sosyo-ekonomik yapısını ve dünya siyasetini yüzeysel olarak incelemekte fayda vardır. Böylelikle devrimin gerçekleştiği koşulları anlamamız daha sağlıklı olacaktır.

    DEVRİM ÖNCESİ OSMANLI VE DÜNYAYA GENEL BAKIŞ

    18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile endüstrileşmeye başlayan İngiltere, Hollanda, Fransa gibi ülkelere 19. Yüzyılın ikinci yarısında siyasi birliklerini geç tamamlayan Almanya ve İtalya’da katılmıştır. 20. Yüzyılın başlarına gelindiğinde diğer sanayi ülkeleri gibi hammadde arayışına giren bu iki genç ülke, Asya ve Afrika kıtalarının neredeyse yarısının İngiliz ve Fransız sömürgesi altında olduğunu görmüş ve diğer emperyalist ülkeler gibi gözlerini pay kapabilecekleri tek coğrafya olan Avrupa’nın ” Yaşlı Adamı” Osmanlı Devleti’ne çevirmişlerdir. Henüz 1. Dünya Savaşı bile başlamadan önce kendi aralarında yaptıkları Osmanlı’yı paylaşma antlaşmaları bu emperyalist amaçlarının o dönemden başladığını ortaya çıkarmıştır. Yamyam gözlerin çevrildiği Osmanlı Devleti’nde ki durum ise siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda tam bir çöküntü içerisindedir. 1838 Baltalimanı Antlaşması ile Osmanlı Devleti ekonomik olarak fiilen sömürge durumuna düşürülmüş, borçlandıkça borçlanmış, borçlarını ödeyebilmek için açılmasına müsaade ettiği Duyun-u Umumiye ile kendi kaynaklarını kasasına koymadan emperyalistlere bölüştürmüştür. Siyasal alanda Abdülhamid’in “denge siyaseti” iflas etmiş, padişahın istibdat rejimi balkanlarda ki ayrılıkçılığı önleyememiştir. Jön Türklerin yoğun ve etkili muhalefetiyle 1908’de önce Meşrutiyet tekrar ilan edilmiş, bir yıl sonra ise 2. Abdülhamid tahtan indirilip Selanik’e sürgün edilmiştir. Dünya Savaşının arifesinde iktidara gelen İttihat ve Terakki, devam eden iç çalkantıları önleyemeyerek amaçladıklarını tam anlamıyla gerçekleştirememiştir. Sosyal planda ise Osmanlı Devleti içinde ki en yoksun ve yoksul durumdaki Türkler, bitmek bilmeyen savaşlardan ve ekonomik çaresizlikten ötürü harap durumdaydılar. İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesiyle yaratmak istediği ulusal burjuvazi de toplumda kök salacak potansiyele ulaşamamıştı.

    Özet olarak anlatmaya çalıştığımız bu koşullar altında Almanya’nın yanında Dünya Savaşı’na iştirak eden ve mağlup devletler arasında savaşı tamamlayan Osmanlı Devleti, kendi iktidarını ve saltanatını korumaktan başka bir şey düşünmeyen Sultan Vahdettinlerin, Damat Ferit Paşaların kucağına itildi. Mondros’u imzalayıp emperyalist devletlerle işbirliği içerisinde ülkenin yağmalanmasına göz yuman saltanat heveslileri ulusal kurtuluş mücadelesinin ve ardından gerçekleşecek devrimlerin hep karşısında konum aldılar.

    TÜRK DEVRİMİNE BAKIŞ

    20. yüzyılın ilk çeyreğinde büyük mücadeleler sonucu ve çok geniş bir düşman cephesine karşı adım adım gerçekleşmeye başlayan Türk Devrimi’nin, iki temel mücadele çizgisi vardır; bunlardan birincisi emperyalistlere ve onların taşeronlarına karşı dışarıda verilen ” Ulusal bağımsızlık” mücadelesi, diğeri ise içeride emperyalizmin güdümündeki saltanat, hilafet ve bölücülük yanlısı işbirlikçilere karşı verilen ” Ulusal egemenlik” mücadelesidir. Bu iki mücadele çizgisi birbirini tamamlayan ve Türk Devrimi’nin gerçekleşmesini sağlayan ana unsurlardır. Aynı zamanda Türk Devrimi’nin gerçekleşmesinde ki bu ikili mücadele zorunluluğu, onu kendinden önceki devrimlerden ve toplumsal mücadelelerden ayıran en önemli özelliktir. Fransa’da ulusal burjuvazinin iktidara egemen olmak için başlattığı Fransız İhtilali salt egemenlik, Amerika’da İngiliz koloniciliğine karşı ayaklanan Amerikalı Anglo-saksonların bağımsızlık mücadelesi ise salt bağımsızlık eksenlidir. Türk Devrimi’ni bu açıdan üstün kılan özellik bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini bir arada vermesi ve başarıya ulaştırmasındadır. Padişahın saltanatına karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ayaklanan Türk milleti, Mahmud Esad Bozkurt’un ifadesiyle bir “Anadolu İhtilali” gerçekleştirmiştir. Bu Anadolu İhtilali’nin zorunluluğunu, Mustafa Kemal, Nutuk’un 10. Sayfasında şu ifadelerle belirtiyordu:

    ” Osmanlı hükümetine, Osmanlı padişahına ve müsliminin halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek gerekiyordu.”

    Bu haklı isyanın sebepleri ise yine Mustafa Kemal tarafından çok net bir şekilde ifade edilmekteydi:

    ” Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına elkoymuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri sürdürmüşlerdi.”

    ” Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk Milleti tamamen tutsak bir duruma düşmüştü.”

    Mustafa Kemal’in bu ifadesinden kolayca anlaşılacağı üzere gerçekleşen Anadolu İhtilali, Osmanlı’nın devamı niteliği olmaktan uzak ondan tamamen farklı bir toplum ve siyaset yönetimi anlayışıyla gerçekleşen bir ihtilaldir, Osmanlıdan kopuştur. Osmanlı Devletine hakim olan siyasi anlayışla İhtilalin siyasi anlayışı arasındaki farkı yine Mustafa Kemal’in ifadeleriyle verelim:

    ” Osmanlı Devleti’nin siyaseti milli değil, fakat şahsi, belirsiz ve istikrarsızdı. Bizim vuzuh ve kailiyeti tatbikiye gördüğümüz mesleki siyaset, milli siyasettir.”

    Türk Devrimi’nin gerçekleşmesinde ki bu keskin devrimci tutumun altını çizdikten sonra devrimi hazırlayan düşünsel mirasa değinebiliriz.

    DEVRİMİ HAZIRLAYAN DÜŞÜNSEL MİRAS

    Üniversitelerimizde Türk Devrim Tarihi’ni genelde Ulusal Kurtuluş Mücadelesiyle veya biraz daha geriye gidip 1. Dünya Savaşı ile başlatma eğilimi ağırlıklıdır. Ama biz Doğan Avcıoğlu veya Sina Akşin gibi 2. Meşrutiyet ile bu dönemi başlatmayı daha uygun görüyoruz. Bunun nedeni Türk Devrimi’nin temel ideolojisini oluşturacak fikir hareketlerinin bu dönemde oluşmaya başlamasıdır. Ziya Gökalp’in Genç Kalemleri çıkarmasıyla başlayan Milli Edebiyatçılık, Yusuf Akçura’nın halkçılık üzerine çalışmalarıyla yazarlar arasında saraydan halka yönelme eğilimi bu dönemin belirgin özellikleridir. Tevfik Fikret ve Namık Kemal cumhuriyet kadrolarını etkileyen diğer aydınlarımızdır. Ayrıca Jön Türklerin çalışmaları sonucu milliyetçilik fikrinin toplumda yerleşmeye başlaması, Balkanların kaybedilmesiyle hızlanmıştır. Türk milliyetçiliğinin ve çağdaşlaşmasının öncülüğünü yapan aydınları düşünsel ve pratik alanda en çok etkileyen ise çağdaş milliyetçilik fikrinin ortaya çıktığı Büyük Fransız Devrimi’dir. Gerçekten de Genç Osmanlılardan, Jön Türklere onlardan Cumhuriyet kadrolarına bütün aydınlar ve önderler Fransız Devrimi’ni çok iyi biliyorlar ve o köklü dönüşümü kendi ülkelerinde gerçekleştirmeyi amaçlıyorlardı. Fransız İhtilali’nin kitap veya neşriyat bakımından kıt Osmanlı Devleti’nde bu kadar iyi bilinmesinde Jön Türklerin çıkardığı ve gizli gizli ülkeye soktuğu eserlerin önemi büyüktür. Fransız Devrimi’nin bir numaralı jakobeni Robespierre ‘e hayran olan Mustafa Kemal, 8 Mart 1928 tarihinde Le Matin gazetesi muhabirine verdiği demeçte şunları söylemektedir:

    ” Türk demokrasisi Fransa İhtilalinin açtığı yolu takip etmiş, lakin kendisine has vasf-ı mümeyyizle inkişaf etmiştir.”

    TÜRK DEVRİMİNİN BIRAKTIĞI DÜŞÜNSEL MİRAS

    Osmanlının ümmet anlayışlı tebasından, ulus bilincine sahip, hukukun önünde eşit yurttaş yaratan Türk Devrimi, saltanatı ve halifeliği kaldırmış, Cumhuriyet’i ilan etmiş, kadınlara seçme seçilme ve boşanma hakkı vererek erkeğin sahip olduğu haklarla eşitliğini sağlamıştır. Siyasal bağımsızlıkla birlikte ekonomik bağımsızlığında sağlanması için kapitilasyonları kaldırmıştır. Sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda daha bir çok devrimle Türk milletinin çağdaş milletler seviyesine çıkması için gerekli atılımların temellerini atmıştır.Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cumhuriyet kadrolarının gerçekleştirdiği bu mucizeler bütün mazlum milletlere esin kaynağı olmuştur. 20. Yüzyılda Asya’da, Afrika’da, Latin Amerika’da ve bütün mazlum coğrafyalarında emperyalizme karşı başlayan bağımsızlık mücadelesinin meşalesini Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ki Türk Milleti gerçekleştirdiği Türk Devrimi ile yakmış ve İnsanlık tarihine sunmuştur. ” Biz bizi boğmak isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşıyız.” Diyen Mustafa Kemal’in emaneti Türk Devrimi’nin ideolojik mirası; Anti-emperyalizmdir, Tam bağımsızlıktır, Ulus devlettir, Milli ekonomidir, Yurtta sulh cihanda sulhtur. Bu düşünsel miras halen Türk Milletine ve bütün mazlum milletlere ışık saçmaya devam etmektedir.

    Kaan Eroğuz

    Kaynak: http://www.tahtapod.com/blog/tuerk-devriminin-duesuensel-mirasi