AnaSayfa / Nasıl bir demokrasi mücadelesi?

Paylaş

Nasıl bir demokrasi mücadelesi?

Bu soruya cevap bulmak açısından Çanakkale Kent Konseyi seçimlerine değinmekte yarar görüyorum.

Süreç, demokrasi mücadelesinin özü itibarıyla çıkarılacak önemli sonuçları ortaya koyması açısından deneyimlerle doludur.

Bugüne kadar birçok kez ifade ettiğim gibi, kent konseyleri, sistemsel olarak demokrasi mücadelesi açısından karar süreçlerine katılım boyutuyla tam bir tuzaktır.

Kent konseyleri yaratmış olduğu çeşitli organlar ile karar süreçlerine katılıyormuş gibi yapan aslında karar verme konumunu temsili demokrasinin organları vasıtasıyla bir vesayet sitemine indirgeyen bir işleyişe sahiptir.

Bu özelliği ile vatandaşların karar süreçlerine direkt katılımı özel olarak engellenmiş, demokrasicilik oyunu ile yönetici erkin vesayet sisteminin üzeri örtülmeye çalışılmıştır.

Çanakkale Kent Konseyi kuruluş süreci itibarıyla zengin deneyimlere sahip olmuş, sivil toplum örgütleri, meslek odaları,  sendikaların ve bireylerin yönetim süreçlerine katılması noktasında, bugüne kadar ki yönetim ekibinin vizyonu ile olumlu örnekler oluşturmuş olsa da, kurumsallaşamamış ve son seçimde AKP ve MHP’nin kent konseyini ele geçirme gibi bir siyasi hedefin kurbanı olmuştur.

Kent Konseyi yasası itibarıyla bu gelişmenin böyle olması da son derece doğaldır.

Şimdi hiç olmazsa şu çelişki ortadan kalkacak; kent konseyi demokrasicilik oyununun aktörü olma özeliğini rahat rahat ve kendi doğallığı içerisinde yaşayacaktır.

Bu yönetim değişikliği aynı zamanda sistemin demokrasi mücadelesinin önüne koyduğu neoliberal tuzakları da ortaya çıkaracaktır.

Demokrasi stratejik bir hedeftir.

Bu stratejik hedefe ulaşmanın önündeki engelleri bir bir ortadan kaldırmayı hedefleyen bazı temel ilkeler vardır.

Kapitalist emperyalist sistem dahilinde bu mücadeleyi sınıf gerçeğinden ayrı olarak düşünmek bu mücadeleyi daha işin başında sulandırmak demektir.

Diğer bir yönü örgütlü bir mücadele olması, laik demokratik cumhuriyet değerleri kapsamında temel insan haklarını, barış içerisinde farklılıklarıyla bir arada ortak yaşamı hedef almalıdır.

Bu temel değerler üzerinde ortaklaşan herkesin bir arada belirlenen asgari müştereklerde ortaklaşarak, ideolojik dayatmalardan arınmış kitlesel bir şekilde örgütlenen, barışçı bir tarzda sürdürülmesi de olmazsa olmazlar arasındadır.

Bu mücadele hiçbir şekilde sınırlandırıcı kriterlerle kısırlaştırılmamalıdır.

Ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal tüm alanlarda yöntemsel kaygılara takılmadan, zaman mekan kısıtlarını aşarak sürdürülmelidir.

Son olarak referandum süreci ile bir araya gelen HAYIR mücadelesini değerlendirdiğimizde yukarıda belirttiğim kriterler temelinde olumlu bir pratiğin yaşandığını söyleyebilirim.

Onca hukuksuzluğa, adaletsizliğe eşitsizliğe, baskılara karşı son olarak da ortaya çıkan şaibelere rağmen önemli bir başarı kazanılmıştır.

Şimdi bu başarının stratejik bir hedef olan demokrasinin kazanımı için sürdürülmesi; günün ihtiyaçlarına göre yeni hedefler ve yol haritasının belirlenmesini gerektirmektedir.

HAYIR kampanyasının önemli bir unsuru olarak CHP’nin bu konuya ilişkin yol haritasını belirlemek adına kendi içerisinde bazı çalışmalar içerisinde olduğunu izlemekteyiz.

Ancak halkın oylarına sahip çıkıp YSK’nin almış olduğu karar ile meşruiyetini kaybettiği bir sonuç karşısında halkın gösterdiği tepkiye karşı CHP’nin aldığı tavır çok tartışılacaktır.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun son olarak yaptığı değerlendirme demokrasi güçlerinin olmazsa olmaz bir gerçeği olarak, ‘birlikte mücadele etmek’ noktasında kafalarda birçok soru işareti uyandırmaktadır.

“İnsanların YSK’nın bu haksız kararını protesto etmek hakkı var. Bunun için sokakta protesto yapanlar da olabilir, ama bir tek koşulla: barışçıl protesto koşuluyla, silah, saldırı olmadan, şiddete kapalı olması koşuluyla. Çünkü aksi halde meşruiyetini kaybeder.

Bu sokak protestolarının içinde CHP üyeleri olabilir de, olmayabilir de, ama kurum olarak, parti olarak CHP yoktur. CHP kurumsal kimliğiyle sokak protestolarında yoktur ve destek olmamaktadır. Siyaseti ve hak arayışını parlamenter demokrasi zemininde sürdürüyoruz.”

Bu açıklama içerisinde birçok tutarsızlık barındırmaktadır

Bir yandan haktır deyip,  sonrasında da kurumsal olarak desteklememek nasıl bir şeydir?

O zaman bu mücadele nasıl sürdürülecektir, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin kurumsal destek vermediği bir mücadele CHP’yi de muhalefetimsi bir partiye dönüştürecektir.

Farklılıklarımızla birlikte olacağımız bir mücadele birlikteliği, kurumsal kimliklerimizi ret eden bir alan oluşturmaz.

Yeter ki farklılıklarımızı bir çekince olarak görmeyelim, bir araya gelmekten yan yana durmaktan ürkmeyelim.

Diğer bir tutarsızlık da parlamenter mücadeleyi temsiliyet düzeyinde sadece vekillerin parlamentodaki mücadelesinden ibaret görmektir ki; böyle bir yaklaşımın demokrasiyi sandıktan ibaret gören AKP anlayışından hiç farkı yoktur.

Şaibeli seçime karşı halkın tepkisi ortaya çıktığında, bu tepkiyi kriminalize etmeye çalışanların etkisini de ne yazık ki bu açıklamada görüyoruz.

En temel demokratik haklarını barışçı gösterilerle sürdüren halkın tepkisi karşısında net bir şekilde hiçbir yoruma ve kafa karışıklığına sebep vermeyecek şekilde destek vermek gerekirken sanki şiddet içeriyormuş gibi bir algının oluşmasını sağlayacak bir kriteri gündeme getirmek şık olmamıştır.

Bu açıklamalardaki kavrayışı, demokratik katılım karar süreçlerinde yer alma noktasında Truva atı rolüne soyunmuş kent konseylerinin sistemsel yapısına benzetiyorum.

CHP içerindeki ilerici çağdaş aydınlık insanların gerekli duyarlılıkla davranacağına inanarak; ‘birleşe birleşe kazanacağız’ ilkesiyle demokratik laik halk cumhuriyeti için sorumluluk alacaklarına olan inancımı koruyorum.

Paylaş

0 adet yorum

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş