AnaSayfa / Partili Cumhurbaşkanı ve partisiz Türkiye

Paylaş

Partili Cumhurbaşkanı ve partisiz Türkiye

Partili Cumhurbaşkanı ve partisiz Türkiye

16 NİSAN’da neyi oyladığımızı anladığımız gün, yeni sisteme uygun politikaları da yaratmaya başlayacağımız gün olacak sanırım. Ama o gün, Üsküdar’ı bir türlü geçemedi, Ankara’ya varamadı ne yazık ki.

YENİ SİSTEMİN ESKİ SAHİPLERİ

Partiler, kendilerini yeni sistemin eski sahipleri olduklarını zannediyorlar. Kılıçdaroğlu’nun partisi adına konuşması, sokak eylemlerini kurumsal olarak onaylamadıklarını söylemesi de ancak böyle yorumlanabilir. Selin Sayek Böke’nin “sine-i millet de bir ihtimaldir” demesinin ardından parti içinden tepki almasının üzerine ve kimsenin Böke’nin yanında durmamasının da etkisiyle CHP’nin şimdiki ve geçmiş politikalarına muhalif olduğunu alenen ifade ederek partideki görevlerinden (Genel Başkan Yardımcılığı ve Sözcülüğü) istifa etmesini de başka türlü açıklayamayız.

Ayrıca CHP yeni bir genel başkan seçecek mi, yoksa yenilen pehlivan (bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu) güreşe doymaz mı, sorusu da parti ahalisinin ve seçmeninin kafasını meşgul ediyor.

Hatta MHP’nin Devlet Bey’in sözünden çıkmamasının da, MHP’li hiç kimsenin çıkıp konuşmamasının da sebebi bu olsa gerek. Meral Akşener ve diğer Devlet Bey muhaliflerine umutla bakan gözlerin, yeni bir partiden medet uman ülkücülerin de gayet sakil bir halde olduklarını söyleyebilirim.

MHP’ye de -öyle ya da böyle- devlet teknesinde küçük ve kesinlikle güzel bir manzarası olmayan, pis kokan bir kamara veren AKP’de de yeni bir dalga bekleniyor. Ben bildim bileli bekleniyor. Liberal görüşe yakın Müslümanlar AKP’nin ilk günlerine geri dönmesini bekliyor, tekrardan özgürlükçü bir İslamcılığın olasılık olabileceğine inanıyorlar. Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi “eski tüfekler”e kenetlenmiş, umutla bakan seçmen gözleri de aynı derecede sakil. Yine bir parti, yeni bir parti.

HDP’nin ise genel başkanlarından ümidi kestiğini düşünebiliriz sanırım. Seçmenin büyük bir çoğunluğu kurultaya gidilmesini ve yeni liderlerin belirlenmesini istiyor ama bu siyasi tahayyül aynı zamanda Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluklarını meşru kılacak mı, diye düşünülmeden edilemiyor tabii ki.

Her kesimde bir “lider sorunsalı” var ki çözülemiyor. Ancak yine her kesim farkına varamıyor ki yeni sistem partileri hiç mi hiç umursamıyor.

SİYASETEN EMEKLİLİK

Parti Başkanları için emeklilik dönemi başladı bile. Ege’de bir köye taşınıp tarım yapmak hayal sayılmaz onlar için. Çünkü partili cumhurbaşkanlığına geçiş demek, aslında partilerin varlıklarının feshedilmesi demektir.

Partiler değil, kişiler iktidar mücadelesi verecekler artık. “Tek adam” diye tanımlanan “Başkan” bir partinin temsilcisi olabilir elbette, ama parti politikalarıyla hareket ederek, toplumda çok büyük bir etkisi olduğu 94’ten beri tescilli Erdoğan’ın karşısına kimi çıkartabilir, nasıl oy toplayabilirsiniz?

İdeolojik sınırlarla çizilmiş siyasi hareketlerin hiçbir yere varamayacağı bir gelecek bizi bekliyor. Bir tarafta Erdoğan duruyor, diğer tarafta ise toplumun çok çeşitli kısımlarından oluşan, yüzde 49’luk bir güruh. Öyle ki, bu yüzde 49 bırakın aynı adaya oy vermeyi, aynı sofrayı paylaşmaya bile ikna olamaz. Bir “Ekmek için Ekmelettin” rezilliği daha yaşanır. Büyük bir yenilgi kaçınılmaz hale gelir.

Kürt siyasi hareketinden kendini soyutlamış bir CHP, çıkardığı adaya ne kadar oy toplayabilir? Ya da AKP’nin muhalif İslamcıları; Atatürkçüler ve laikliği savunanlar olmadan nereye kadar gidebilir yeni sistemde? MHP’nin tek başına varlığı (ki seçmeninin üçte ikisinin partisinin yanında durmadığı, “evet”i desteklemediği söyleniyor), ne ifade edecek birkaç yıl içinde, hatta gelen ilk seçimde? Tahmin etmesi güç değil: Hiçbir şey!

Partiler artık formalite icabı var olduklarını fark etmeli ve kişiler üzerinden politika izlemeleri gerektiğini kabul etmeliler. Yüzde 49’luk bir bloğun desteğini alacak bir parti bulunmaz, imkânsız; ama her kesime seslenecek adaylar neden olmasın?

YENİ SİSTEMİN ADAMLARI

Gözlemlediğim kadarıyla yeni sisteme ayak uydurmaya başlayan bazı siyasiler de yok değil. İlk örnek medyanın şişim şişim şişirdiği Selin Sayek Böke tabii ki. Partisinden ve partisinin dayattığı siyasi çizgiden çıkarak, sokak eylemlerine destek vererek, dokunulmazlıkların kaldırılmasına engel olunması gerektiğini düşündüğünü dile getirerek ve partisinin sözcülüğü yerine kendinin sözcülüğünü yapmaya başlayarak gösterdi yeni sistemde birey olmanın önemini.

Fikri Sağlar da Böke gibi partisinin kararlarına muhalif olduğunu açıkladı ve disiplin kuruluna sevk edildi. Kendisi artık bir CHP üyesi değil, ihraç edildi ama kendini öne atmaktan çekinmedi.

Kimse farkında değil belki ama Tuncay Özkan da bangır bangır yeni sistemin adamı olmak yolunda koşuyor. CHP başkanı olmak istediği zaten bir sır değildi. Kemal Kılıçdaroğlu da bunca yıl haksız yere hapis yatmış, elinde büyük bir mağduriyet kartı tutan Tuncay Özkan’ın gücünün farkına varmış, parti yönetiminde yer vermemişti.

Yalnızca milletvekilliği ile yetineceğini düşünmek saçma olur Tuncay Özkan’ın. Selahattin Demirtaş’ı hapiste ziyaret etmesi de tavrını çok net belli etti. Parti başkanlığına da yeni sistemin başkanlığına da oynayabileceğini herkese gösterdi. Partinin lideri olması zaten artık bir şey ifade etmiyor, o yüzden de partinin çizgisinin dışında hareket ediyor.

YENİ SİSTEMİN İLK MAĞLUPLARI

Kendini ön saflara atmaya çalışan isimlerden bazılarıysa hemen kaybettiler.

Referandum sürecinde köy köy ülkeyi gezen, sosyal medyada bir fenomen haline gelen Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da o isimlerin başını çekiyor. Bir zamanlar CHP başkanlığına da aday olabileceği konuşulmuştu Feyzioğlu’nun ama kısmet değilmiş herhalde.

Geçtiğimiz süreçte de kendini hiçbir partinin sözcüsü ilan etmeden, yalnızca “hayır” için yollara düştü Feyzioğlu. Ancak iktidara muhalifken devletçiliği elden bırakamadığı, milliyetçi ve kemalist söylemden, İzmir ve Orduevi siyasetinden uzak duramadığı ama aynı zamanda da MHP’lilerin sempatisini kazanamadığı için Metin Bey kaybetmeye mahkûm oldu. Fedaratif sistemin geleceğini ve bunun ülkenin sonu olacağını söylerken Kürtleri hedef göstermekten çekinmemesi Feyzioğlu’nun bütün bir Doğu Anadolu coğrafyasını kaybetmesine sebep oldu.

Feyzioğlu’nun en büyük rakibi Ümit Kocasakal da İstanbul Baro Başkanlığı’na bir daha aday olmadı. Siyasete gençlerle birlikte atılmayı planladığını saklamadı. Ama Ümit Kocasakal da Metin Feyzioğlu’ndan farklı olamadı, devletçi ve askerci gelenekten kopamadı, sesini de duyaramadı. Geçenlerde Atatürk düşmanlığını bir “CIA operasyonu, Amerikan oyunu” olarak tanımlamasıyla da zaten bütün gerçekçiliğini kaybetti.

Deniz Baykal ise yeni sistemin gerekliliklerinin ilk farkına varandı. Ancak siyasi olarak kimsenin ciddiye almadığı biri olduğunu yaptığı “Abdullah Gül yüzde 49’un adayı olur!” çıkışının ardından farkına varmış olmalı. Hatta kendi kendini bile ciddiye almamalı bence Deniz Bey.

KRİZ VE FIRSAT

Çincede “kriz” hem bildiğimiz anlamıyla “kaos“u tanımlarken; aynı zamanda da “fırsat” demektir.

Ekonomik krizlerin meşhur lafıdır hani: “Krizi fırsata çevirmek

Türkiye’nin muhalif kesimi de referandum sonrasında büyük bir “kriz”in içinde buldu kendini, şimdi sıra “fırsat”a gelmeli.

Hezimet “fıtrat” olarak kabul edilmemeli.

Paylaş

0 adet yorum

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş