AnaSayfa / “Ansiklopedimden ne istedin devlet amca?”

Paylaş

“Ansiklopedimden ne istedin devlet amca?”

“Ansiklopedimden ne istedin devlet amca?”

ARANIZDA son yıllarda hiç kitapçıya gidip, belli bir rafta durup, uzun uzun tuğla gibi kalın, ciltli ve çoğunlukla renkli, özel kâğıda basılmış bir kitap alan oldu mu, çok merak ediyorum. Aynı soruyu bana yönelteniniz olursa dürüstcene “hayır,” cevabını veririm “hayır, hiç almadım, hiç okumadım, hiç ilgilenmedim bile!”

Bu kitaplara ilk çıktığı yerde ve zamanda, aynı zamanda -ekonomik krizlerin, Osmanlı’nın, mübadelenin, Bizans’ın, Balkan Savaşları’nın falan öncesinde- medeniyetin beşiği olan Antik Yunan’da “engkuklios paideia” denirmiş.

Sistemi gayet basit aslında.

Bilgi var, dizilimi var, sistematiği ve satış fiyatı var. Tamamen objektif, tamamen “saf bilgi”den oluşan dizinler bunlar. Ama hadi benim beceriksiz tanımımı bir kenara bırakalım ve bir ansiklopediye soralım,

“Sen ne demeksin yahu?”

Ansiklopedi: “(Yunanca ἐγκύκλιος παιδεία, engkuklios paideia), birçok bilginin sistematik ve çoğu zaman alfabetik bir sıra ile düzenlenmesinden elde edilen tarafsız bir başvuru kaynağı yayın olan bir referans çalışma türü. Ansiklopediler makaleler ve maddeler olarak ikiye ayrılır, bunlara çoğunlukla başlığına göre düzenlenen alfabetik sırayla erişilir. Ansiklopedi maddeleri sözlüktekilerden daha uzun ve daha detaylıdır. Ansiklopedilerin iki önemli özelliği, konuların yöntemli düzenlenmesi ve her şeyi içine almasıdır. Ansiklopediler, sözlükler gibi bir kelimenin çeşitli anlamlarını veren eserler değildir. Geçmişten itibaren hep yazılı olarak hazırlanmış olsa da, internette görsel olarak hazırlanan ansiklopediler de vardır.

Elbette bu “ansiklopedi” denen kitapların da revaçta oldukları dönemlerden geçmiş insanoğlu. 80’lerdeki saçları düşünün, onların bile moda olduğu bir zaman varmış, ansiklopedinin modasına neden şaşırıyorsunuz canım?

Bugün artık yaşları kemale ermiş olan gazeteciler anlatırlar mesleğe bu tuğla kalınlığındaki ve ağırlığındaki kitaplarla başladıklarını. Can Dündar mesela ansiklopedi satıyormuş kapı kapı gezerek (sahi bozacı bile kalmadı, her kapıda da baya teferruatlı güvenlik önlemleri var, n’apsın bu satıcı gençler?) ve bir gün “potansiyel müşterisi” sormuş “Sen bunları satıyorsun da okuyor musun aynı zamanda?” diye. İşte, böylece başlamış bilginin peşinden koşma üzerine kurulu hayat: Sattığı ansiklopedileri, satmadan önce okumaya başlayarak.

Hadi yalan olmasın, benim de yaşım o kadar da az değil; ben de zar zor hatırladığım bir kişisel tarihimde ansiklopedilerle karşılaştım. Ama epeyi küçüktüm. Annemin evinde de babamın evinde de birkaç tane renkli renkli, çok tatlı ciltler vardı. Hayvanlar alemini bunlardan öğrenmeye yeltendim. (Bu yalandı mesela, üç dakika kurcalamış, sonra bilgisayar oynamışımıdır kesin!)

Kendime de haksızlık etmiyeyim, hayatımın son yıllarında epeyi başvurur oldum bir ansiklopediye.

Mesela bir müzisyen keşfettim, şarkılarının ötesinde adamın kendisini merak ettim; hemen gittim aradım buldum herifi, okudum hayat hikayesini.

Yahut Bioloji dersinde kesinlikle anlamadığım bir dilde bir terim geçti, ben mal mal hocanın gözüne baktım, sonra döndü dolaştı o terim üzerine sunum yapmak gibi bir ödev düştü tepeme. E benim biyoloji notlarım zaten kötü, ödevi yapmadan da olmaz ama roman değil, şiir değil, baya pürüpak bilim bu, öyle kaptırıp konuşarak, laf ebeliği yaparak atlatılacak bir durum değil; n’aptım hemen, girdim ansiklopediye, buldum aradığım yarimi(!) ve ansiklopedik bilgilerle misler gibi bir ödev hazırladım. Aferin bana! (Fizik için de aynısını yaptım, yanlış çıktı; “Olur bazen öyle şeyler” dedi hocamız. Aferin hocamız!)

Hadi beni geçtim; haber hazırlayan onlarca muhabir ve her haberde abuk sabuk detay isteyen onlarca editör var. Nereden bulsun çiçeği burnunda muhabir dostlarımız Kıbrıs’ın bilmemne köyünün rakımını. Açıyor, soruyor ansiklopediye, alıyor cevabını da yapıştırıyor habere. Kapak olsun sana editör bey!

Yalnız garip bir şey oldu; ben geçen gün Sartre’ın doğum tarihine bakayım dedim, açtım ansiklopediyi, “ansiklopediye ulaşılamıyor, bilmemne kanunun, bilmemkaçıncı satırından mütevellit…” gibi şeyler çıktı!

Sonra bir baktım haberlere, detaydan yoksun bir metinde deniyordu ki “Wikipedia’ya erişim yasaklandı.

Ki o Wikipedia, basım parası çıksın diye çok pahaya satılan bütün ansikolpedilere cevap olarak, ücretsiz ve sonsuz bilgiye herkes ulaşsın diye kurulmuş, bütün ansiklopedileri kapsayan bir ansiklopedi.

Bu ne perhiz, bu ne lahana ansiklopedisi yahu!

Sebebi neymiş peki?

(Daha tam emin olamasak da) Ülkemizi “terörörö”ye yardım eden, faşistce yönetilen, diktaya geçmiş rezil rüsva bir yer olarak tasvir etmişler. Denizaşırı bir ülkede de coğrafya ve tarihle olan ilişkisi benim biyoloji ve fizikle olan ilişkime benzer bir çocukcağız açmış Wiki’yi, hazırlamış sunumu! Söylentilere göre ülkeye girişi yasaklanmış “terörörö” çocuğun.

Beni bir düşünce aldı hemen: “Yahu bizde yasaklıyoruz da bizim insanımız bunu okusa n’olur, okumasa n’olur; zaten yaşıyoruz bu üç tarafı denizlerle her bir tarafı düşmanlarla dolu memlekette…” Elin ecnebisine karşı duracağız diye, kendi ülkemizde erişimi kapattık iyi mi! Neresinden baksan tezat, neresinden okusan ironik!

Hadi bizi de geçtim, dış mihrakları da, terörörö’yü de…

Hadi teröre destek vermemizi de boş verelim, diktatörlüğe geçip geçmediğimiz de…

Tam geçtim bunları da hop bir detaysız haber daha patladı! Yasaklı ansiklopedinin kurucusu Jimmy Wales isimli, dünyanın en etkili 100 insanı arasında gösterilen terörörö şahıs 15-18 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da yapılacak olan “World Cities Expo İstanbul 2017” toplantısına davet edilmiş zamanında, şimdi de davetiye geri çekilmiş!

Jimmy’nin davetiyeye ulaşımı engellenmiş!

ÖNÜNE GEÇEMEDEĞİN SAYFAYA “AMİN” DEME
Yahu hadi kendi imajını düzeltmek, yalan yanlış bilgilerden kurtulmak için Wikipedia’ya başvurursun, kanıtların yeterli bulunmazsa da kimsenin o maddeleri okumaması için dua edersin, anlarım. Ama ne istiyorsun Jimmy’den? Ne istiyorsun koskoca ansiklopediden?

Ne güzel imaj kurtarıyoruz böyle ansiklopediler falan…

Facebook’u kapattığımız zamanlarda da Mark Zuckerberg hakkında yakalama kararı çıkartalım olsun bitsin!

Ama son bombayı daha ilkokula yeni başlayan bir küçük kardeşimiz Twitter’dan patlattı. Türkiyemizin en uzun dağını ararken Vikipedi’ye giremeyen dostumuz daha üçüncü sınıfta düşük notlarla tanışmış, gözyaşlarıyla bağırıyordu: “Ansiklopedimden ne istedin Devlet amca!

Ülkemizin en uzun dağı, Ağrı’yı son dönemde ansiklopedi ve Jimmy farkıyla geçen “Yasaklar Dağı“dır kardeşim. Ankara’da bulunur kendisi.

Kitapçılar ansiklopedi raflarını hazır etsinler en iyisi!

Paylaş

0 adet yorum

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Giriş